Muris Muvazaası Sebebiyle Tapu İptal ve Tescil Davası Açma Hakkının Ara Misraçıdan Alt Mirasçıya Geçmesi

“Bir önceki miras bırakanın (kök miras bırakanın) yaptığı muvazaalı temlik hakkında mirasçılardan biri (ara miras bırakan) dava açmasa bile, ölümü ile onun mirasçılarının dava açmak hakları mevcuttur. Zira icazetle veya belirli bir süre geçtiği halde dava açılmaması ile muvazaalı sözleşme geçerli hale gelmez. Kaldı ki Türk Medeni Kanunu’nun 528. maddesi uyarınca düzenlenmiş mirastan feragate dair bir belgenin varlığı gereklidir.  Dede,sağlığında dava açmasa dahi dava hakkından vazgeçmiş sayılamayacağından, onun hakkı halefiyle kuralı ile mirasçısına geçer, mirasçıda miras hakkına engel olan kök miras bırakan tarafından yapılan muvazaalı sözleşmenin geçersizliğini ve bu sözleşmeye dayanan tapunun iptalini isteyebilir. “

http://emsal.yargitay.gov.tr/BilgiBankasiIstemciWeb/GelismisDokumanAraServlet

1. Hukuk Dairesi         2010/1445 E.  ,  2010/3898 K.

  • TAPU IPTAL VE TESCIL
  • MURIS MUVAZAASI


“İçtihat Metni”

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, miras bırakan babaannesi S……’in adına kayıtlı 2658 ada 5 parsel sayılı taşınmazda yer alan 9 numaralı bağımsız bölümü mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak davalıların murisi oğlu E…..’e temlik ettiğinin daha önce açılan dava sonucunda Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/867 esas ve 1996/858 karar sayılı dosyasında verilen ve kesinleşen ilam ile sabit olduğunu, anılan davanın açıldığı tarihte muris S…..’in eşi olan dedesi H….. C….’in hayatta olması nedeniyle S…..’in mirasının 2/8 payının dedesi H….. C….’e intikal ettiğini, dedesinin babaannesi S…..’ten sonra ölmesi nedeniyle dedesinin de mirasçısı olduğunu ileri sürerek, 1/8 payın iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.

Davalılar miras bırakanın ölümünde hayatta olan H….. C….’in eşinden kendisine intikal eden 2/8 payı talep etmediğini, mirastan feragat ettiğini, muris tarafından kullanılmayan bir hakkın mirasçı eliyle kullanılmasının mümkün olamayacağını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, dede H….. C….’in eşi tarafından oğluna yapılan temlike sessiz kaldığı, sağlığında iptali yönünde bir girişimde bulunmadığı gibi dava da açmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 06.04.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat M…. A…. ile temyiz edilen vekili Avukat S… G… geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S…. Ö…. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; tarafların ortak miras bırakanı S…..’in adına kayıtlı 2658 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki 9 numaralı bağımsız bölümü davalıların murisi oğlu E…’e 08.10.1990 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği, bu işlem nedeniyle murisin diğer oğlu E….’ın mirasçılardan E…. C… tarafından muris muvazaası nedeniyle Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan 1995/867 esas ve 1996/858 karar sayılı dava sonucunda işlemin muvazaalı olduğunun kabul edilerek tapunun 2/8 paylık kısmının iptali ile adı geçen adına tesciline kara verildiği ve kararın kesinleştiği, anılan davanın açıldığı tarihte davacının dedesi H…… C…. E……’nun halen hayatta olduğu ve 23.11.2006 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır.

Davacı, davalıların murisine yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlıve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamıyacağıda kuşkusuzdur.

Somut olaya gelince, Davacının babası E….’ın 1990, babaannesi S…..’in ise 1992 yılında öldükleri, davacının babası Erkan’dan dolayı babaannesinin mirasçısı olduğu, Babaanne S……’in davacının babası E….’ın ölümünü müteakip çekişme konusu taşınmazı diğer oğlu E….’e satış suretiyle devrettiği, davacının bu işleme karşı açtığı muris muvazaası davası sonucunda 3/8 payın iptaline ve adı geçen adına tapuya tesciline karar verildiği ve kararın kesinleştiği, muvazaalı bu işlem yapılmamış olsa idi Saadet’ten sonra ölen eş H….. C…. E…..’na mirasın 1/4 payının intikal edeceği ve bu suretle davacının da dedenin hissesinden 1/8 paya sahip olacağı sabittir.

Mahkemece M…. S…..’ten sonra ölen H….. C….’in eşi tarafından yapılan işleme sessiz kalması ve iptali yönünde bir girişimde bulunmaması nedeniyle davacının dedesi yerine geçerek ve onun tarafından kullanılmayan bir hakka dayanarak dava açamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa muvazaalı sözleşme yok hükmünde, en azından geçersiz bir sözleşmedir. Bu itibarla taşınmaz miras bırakanın mal varlığından şeklen çıkmış gözükse de, gerçekten mal varlığı içerisinde kalmaktadır. O halde terekeye dâhil olan bir taşınmazda her mirasçının hakkı (payı) bulunduğu kuşkusuzdur

Bir önceki miras bırakanın (kök miras bırakanın) yaptığı muvazaalı temlik hakkında miraççılardan biri (ara miras bırakan) dava açmasa bile, ölümü ile onun miraççılarının dava açmak hakları mevcuttur. Zira yukarıda da değinilen ilkeler gereğince icazetle veya belirli bir süre geçtiği halde dava açılmaması ile muvazaalı sözleşme geçerli hale gelmez. Kaldı ki Türk Medeni Kanunu’nun 528. maddesi uyarınca düzenlenmiş mirastan feragate dair bir belgenin varlığından da söz edilmemiştir. Dede H….. C…. sağlığında dava açmasa dahi dava hakkından vazgeçmiş sayılamayacağından, onun hakkı halefiyet kuralı ile mirasçısına geçer, mirasçıda miras hakkına engel olan kök miras bırakan tarafından yapılan muvazaalı sözleşmenin geçersizliğini ve bu sözleşmeye dayanan tapunun iptalini isteyebilir. 

Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacının, bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 06.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.