Usuli Kazanılmış Hak Nedir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu usuli kazanılmış hakkı şöyle tanımlamıştır.Bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilir. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar.

Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir.

Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.”

İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı aşağıdadır.

https://emsal.yargitay.gov.tr/BilgiBankasiIstemciWeb/GelismisDokumanAraServlet


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2096 E. , 2017/895 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

 

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bursa 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 31.03.2011 gün ve 2009/1182 E., 2011/138 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 03.10.2013 gün ve 2011/30656 E., 2013/24941 K. sayılı kararı ile,
“…A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı işyerinde forklifçi olarak çalışırken parça dizme işine verilmek istendiğini, iş şartlarında esaslı değişikliği kabul etmeyince iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini, dini bayramların son günü ve resmi tatiller dahil olmak üzere haftanın 6 günü 2 vardiya halinde günde 12 saat çalıştığını, ayrıca aynı şartlarda ayda 2 hafta tatili de çalıştığını, fazla çalışma ücreti, hafta tatil ücreti ve genel tatil ücretinin ödenmediğini beyanla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatil ücreti,ulusal bayram genel tatil ücreti alacakları olmak üzere 1300 TL alacağın faiziyle tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, işyerinde metal yüzeylerin kaplanması işinin yapıldığını, çinko kaplama ve kataforez kaplama bölümlerinin bulunduğunu, davacının kataforez bölümünde askı dizme görevindeki çalışmasının performansının beğenilmemesi nedeniyle 04.11.2009 tarihinden itibaren askı dizme görevini ( aynı görevi ) çinko kaplama bölümünde yapacağının bildirildiğini ancak davacının bu durumu iş şartlarında ağırlaştırma olarak değerlendirip görev değişikliğini kabul etmediğini ve 04.11.2009 tarihinden itibaren işe gelmeyerek iş akdini feshettiğini, yeni görevinde de aynı işi aynı ücretle yapacağını, ağırlaştırmanın söz konusu olmadığını, hiçbir zaman forkliftçı olarak çalışmadığını, tüm hak edişlerini alarak ve davalıyı ibra ederek işyerinden ayrıldığını, beyanla davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, forkliftçi olarak çalıştığı kabul edilerek dosya kapsamında sabit olan çinko kaplama bölümünde askı dizme işçiliğinde görevlendirilmesinin çalışma koşullarındaki esaslı değişiklik oluşturduğu, davacının bu değişikliği kabul etmemesi üzerine sözleşmenin işverence haksız olarak feshedildiği, , fazla mesai, hafta tatil günleri ve bayram genel tatil günleri çalışmalarının tanık beyanları ile açıklığa kavuştuğunu, kapsamı çelişik olan ibranameye itibar edilmediği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E., 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut olayda 9.11.2009 tarihli ibranamenin metin kısmında “ ….. çalışmaya başladığım tarihten bugüne kadar geçen çalışma sürem içindeki bütün ücretlerimi, her türlü sosyal hakkım ile hafta ve genel tatil günlerine ait ücretlerimi …ayrılış esnasında hak etmiş olduğum yukarıda belirtmiş olduğum istihkaklarımı eksiksiz olarak aldım…ibra ederim..” şeklinde düzenleme mevcut olup fazla çalışma ücreti yönünden ise 214.64 TL tahakkuk söz konusudur.
Mahkemece ibranamenin kapsamı itibariyle çelişik olduğu gerekçesi ile değer verilmemiştir. Oysa ibraname fazla çalışma alacağı yönünden miktar içermekte, genel tatil ve hafta tatili alacakları yönünden ise miktar içermemekte olup kapsamı itibariyle herhangi bir çelişki mevcut değildir. Mahkemece fazla çalışma alacağı yönünden ibraname makbuz kabul edilerek ödenen miktar mahsup edilmeli, miktar içermeyen genel tatil, hafta tatili alacakları yönünden ise borcun ibra yolu ile sona erdiği kabul edilerek isteklerin reddine karar verilmelidir. Yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
3- Davacı dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmamasına rağmen mahkemece fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak isteklerin hüküm altına alınması hatalıdır…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili asıl dava ile müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiş; ek davada ise asıl dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasının sehven unutulduğunu ancak dava dilekçesinden fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunun anlaşıldığını belirterek aynı alacakların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davacının yapılan görev değişikliğini kabul etmeyerek işe gelmemek suretiyle iş sözleşmesini feshettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davacı işçinin yapılan görev değişikliğinin esaslı değişiklik olup davacının bu görevi kabul etmemesi üzerine davalı işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanmadığı, çelişik ibranameye itibar edilmeyeceği gerekçesiyle fazla haklar saklı tutularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup karar Özel Dairece başlık kısmında gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece ibraname ile ilgili bozma gerekçesine uyulduğu, ibranamede ödeme miktarı yazılı olmayan genel tatil ile hafta tatili ücret taleplerinin reddine karar verildiği, ödeme miktarı yazılı olan fazla çalışma alacağı yönünden ise mahsup yapıldığı belirtilerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yasal düzenlemeler gereği davacının fazlaya dair haklarına ilişkin birleştirilen dosyadaki talepleri de gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmaksızın açılan davanın tam dava mı yoksa kısmi dava mı olarak değerlendirileceği, burada ulaşılacak sonuca göre de açılan ek dava ile bakiye alacaklara hak kazanılıp kazanılamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmıştır.
Mahkemenin ilk kararının Özel Dairece bozulmasından sonra yapılan yargılamanın 27.01.2014 tarihli celsesinde verilen ara kararı ile “Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı/bozma kararına uyulmasına” karar verilerek, bozma kararı ve birleşen dosyadaki talepleri ile ilgili ek rapor alındıktan sonra yargılamaya devam edilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı gerekçesinde bozma kararına kısmen uyulmasına karar verilerek ibraname yönünden bozma gerekçesine uyulduğu, bununla birlikte bozma kararının 3 numaralı bozma gerekçesine karşı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yasal düzenlemeler gereği davacının fazlaya dair haklarına ilişkin birleştirilen dosyadaki talepleri de gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir.
Burada “usul hukuku” ile ilgili ortaya çıkan sorun tarafların beyanları alındıktan sonra mahkemece “bozma kararına uyulmasına” ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilir.
Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir.
Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.
Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b İstanbul 2001, s 4738 vd).
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; somut olayda davalı vekilinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin bu karara uyması ile davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesi usulen mümkün değildir. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece bozmaya uyulmakla gerçekleşen usuli kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının

 

incelenmesine şimdilik yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 03.05.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.